Bir Sürü Kelimem Var Cümle Adayı, Yan Yana Gelmemek İçin Direnen

Bundan tam 14 yıl 8 saat önce, tam bu an...
Çaresiz… güçsüz… korkmuş…
Bir çocuk,
Kollarında az önce top oynadığı arkadaşının ölü bedeni.




En güçlümüz, en görkemlimiz, en variyetlimiz bile o kadar aciz ki gerçeğin karşısında. Bir hiçiz aslında. Sıfıra yakın bile değiliz. Yırtıcılar tarafından saldırıya uğramış otoburlarla aramızda, dandik bulmacaların en arka sayfasındaki basit 7 fark bile yok. Birimiz yakalandığında ötekilier izliyor, birkaçı belki bir şeyler yapmaya çalışıyor, çoğu ağlıyor.


Güneşli bir ağustos. Sıradan bir gün. Sabahın erken saatlerinde uyanıp bol göğüslerini balkon mermerlerinin üzerine koyan teyzelerlerle, hiçbir işi olmadan bütün gün kahve önünde betonarme yapıları izleyen amcalar yerlerini çoktan almış. En sevdiğim futbol topumu koltuk altıma alıp dışarı çıkıyorum.

Sokak ıssız. Hava sıcak, çok sıcak. Gölge bir duvarın dibinde, ayağımın ucuyla topu, ufak ufak duvara vuruyorum. Sesi kulaklarımda yankılanıyor. Pat, pat. Gözlerimi kısıp etrafa bakıyorum. Yeşille sarı arasında bir rengin ortasındayım. Derken arkadaşlarım iniyor aşağı futbol oynamak için. Ben Serhat’layım. Çünkü en iyi onla anlaşıyorum. Çünkü en iyi o biliyor topu nereye atacağımı. Çünkü aynı anda aynı şeyi düşünebiliyoruz. Maçımız bitiyor. Tabi ki biz kazanıyoruz. Dedim ya ben Serhat’layım.

Bisikletlerimize atlayıp iki sokak aşağıya iniyoruz misket oynamak için. Serhat önden gidiyor. Birinci sokağı geçiyoruz. Bisikletin sesi kulaklarımda. Yokuş aşağı inen her bisikletin sesinden çok farklı. İkinci sokağa doğru giriyoruz. Serhat arkasını dönüp gülümsüyor bana doğru yemyeşil ufacık gözleriyle birlikte, bir elini kaldırıp “hadi” diyor.

Derken gökyüzünü yırtan bir fren sesi. Sanki saatler süren 3 saniyelik bir an. Koca kamyon, küçücük bedene vuruyor gözlerimin önünde. Dünya dönmüyor. Her şey ağır çekim. Sadece nefes alıp verişimin ve kalbimin atış sesini duyorum. Dünya yok. Koşuyorum yanına. Korkuyorum.


Bir sürü kelimem var cümle adayı... Yan yana gelmemek için direnen. “Serhat” diyorum sadece başı kollarımın arasında. “Serhat kalk n’olur. Serhat eve geç kalıcaz. Serhat kalk. Serhat pantolonun yırtılmış, annen çok kızacak. Serhat misketlerin. Serhat misketlerin her yana dağılmış.”

Büyük bir uğultu duyuyorum. Bir sürü anlamsız harf. Bir olup kalabalık olmaktan başka hiçbir işe yaramayan insanlar. Beni tutup sürükleyerek kalabalıktan dışarı doğru çekiyorlar. Tırnaklarımı toprağa takıyorum. Avucumun içi; çakıl taşı, toprak dolu. Bir de misket, parıldayan renk gibi. Bir duvarın dibinde tanımadığım teyzeler bana bir şeyler söylüyorlar.

Geçecek diyorum kendi kendime, gözlerimi sımsıkı kapayıp açıyorum. Birazdan geçecek. Bu… bu sadece, uyanmakta geciktiğim çok kötü bir rüya. Başımı dizlerimin arasına alıp içimden uğurlu sayımdan geriye sayıyorum, gözlerimi acıtana dek sıkıyorum;
7, 6, 5, 4, 3, 2, 1.

Uyanamıyorum.


Tam şu an...
Yorgun… sıkılmış… donuk…
Bir adam,
Elinde üzerine kan sıçramış bir misket, arkadaşından yadigar kalan.


Kapıyorum gözlerimi…
Uyuyamıyorum.

20 yorum:

  1. hey.. seni sevdim. çok güzel..

    YanıtlayınSil
  2. Her fren sesinde içinin titremesi işte bu yüzdendir, çocukluk dönemi travması...benzerini bende yaşadım,hala yaşarım,korkarım yaşamaya devam da edeceğiz.Ne kelimeler anlam taşır, ne de yan yana geldiklerinde ortaya çıkan cümleler. Ruhun taşıyor o izi, umarım yine derinliklerine itebilirsin o anı.

    YanıtlayınSil
  3. şu an seni dostoyevskiye tercih ediyorum hatta, yazmaya devam.

    YanıtlayınSil
  4. yazdıklarından orgazm olmak üzereyim :)

    YanıtlayınSil
  5. gerizekalı adsızların aksine biryerlerde birilerinin kalbine dokunduğunu bil.. hayat an'lardan ibaret çok güzel çok boktan çok garip. ağırdır böyle yük taşımak, özlemek. güzel, daha huzurlu anıların kafanı daha çok işgal eder umarım.

    YanıtlayınSil
  6. hiç adil değildi bu yazı. yine çok gülücem diye oturdum yazının başına. gözümden damlalar süzüldü. durduramadım. hiç uyarmadın. sevdiklerime sımsıkı sarılasım geldi.
    çok güzel bir kalbin var senin.

    YanıtlayınSil
  7. dediklerini anlıyorum. boğazıma oturmuş kocaman bir fille anladım

    YanıtlayınSil
  8. içim sıkıştı. ağrıdı. en korktuğum.

    YanıtlayınSil
  9. minicik kalbime büyük geldi bu yazı..

    YanıtlayınSil
  10. 8 yaşındaydım o kız öldüğünde. Tanımıyordum ama gözlerimin önünde beyaz skodanın arka tarafından düşüp kırmızı halk otobüsünün altında kalmıştı. Malesef beyni parçalanmış ve elbisesinden de bir parça kopmuştu. İlk kez o zaman insan beyninin neye bezediğini görmüştüm.

    Ne zaman o kavşaktan geçsem aklımdan şöyle bir gelir geçer. O kazayı görüşüm bana güzel bir ders oldu arabadan camdan sarkmamam konusunda.

    YanıtlayınSil
  11. her sey bir anda nasil da degisebiliyor

    YanıtlayınSil
  12. Keşke burada sadece beğenmek tuşu olsaymış hepimiz sussaymışız gibi. Çok güzel bir dille anlatılmış ama böylesine ağır acıların üstüne insan nasıl cümle kurup yorum yapabilir ki? Kursak bile anlamsızlaşıyor, yaşayanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.

    YanıtlayınSil
  13. Ağladım lanet olası!

    YanıtlayınSil
  14. hocam sen n'aptın ya?..

    YanıtlayınSil
  15. "8 saat" ti beni ağlatan ... çocukluğuna her indiğinde korkuyla sıçratır seni bu anı,ama gercekten iyi yazıyosun seni sevdim :)

    YanıtlayınSil
  16. Çok güzeldi... Fazlasıyla duygusal ve edebi. Başlığa bayıldım zaten. Ben de yazar yazar sonlarını getiremem; bunu da öyle bir şey sanmıştım. Ama çok farklı çıktı; hoşuma gitti. Tebrikler... Kalemine sağlık :)

    YanıtlayınSil
  17. ''an?!'' dedim, ''bu kadarsın'' dedi.

    YanıtlayınSil
  18. Irvİd'ten söz etmeni bekliyorum..

    YanıtlayınSil
  19. cumhuriyetin ibrahimi24 Ocak 2011 14:36

    motosikletle trafik kazası geçirdim. 3 aydır yatakdan kalmakıyorum. en az 4 ay daha yatıcağımı söylüyor doktorlar. motosiklet/bisiklet şoförler bunları taşıt olarak görmüyor "nede olsa küçük" yada "stirgit" deyip yol vermiyor ve insanları öldürüyorlar. o 3 saniye.. öldüğümü sanmıştım. hala da tam yaşamıyorum..

    YanıtlayınSil