Irvid Malov'un Acılarla Bezeli Macerasız Hayatı 2

“Vur gardaş sazın teline zım zım zım zım zımey, o yar yanımda yok iken yaşamak neme lazım” sesiyle yatağından irkildi Irvid. Dünün yorgunluğu, şiddetli migren ağrısından arda kalan küçük ağrı parçaları, istenmeyen misafir gibi vücudunun en güzel koltuğunda gerneşiyordu. Eski, ahşap, rutubet almış bir dolabın kapağını açar gibi gözlerini ağır ağır, gıcırdayarak açtı. Küçük sıfatının yannda büyük kalan, küf kokulu, zeytuni renkteki odasında güne yalnızlığını selamlaşarak başladı. Güçsüz ellerinin arasına zayıf başını alarak “tanrım bu ne kadar gürültü” diye içinden geçirdi. Kapısının önündeki düğün telaşı tüm hızıyla sürüyordu. Penceresinden aşağı bakarak “Ne için bu uğraş, telaş, taşkala. Kendinize itiraf edemeyecek kadar mutsuz ve yalnızsınız aslında. Düğünleriniz, törenleriniz, gülen fotoğraf kareleriniz… hepsi ama hepsi maskeniz. Birbirinize sokulmadan bir hiç, yalnız olmayı beceremeyecek kadar korkak ve acizsiniz” diye söylendi ve güçsüz bedenini yatağına bıraktı.

Bu basit canlılarla aynı atmosferi daha fazla paylaşmamak için intihar edip silinmeyi düşündü. Donuk gözleriyle odasınının dört tarafına bakındı. Eski püskü, iki gözlü bir komodin, yaylarının boyu birbirini tutmayan bir yatak, boyunun yarısı uzunluğunda bir nevresim, tek ayağı diğer üç ayakla uyumsuzluklar içinde yaşayan aksak iskemle, içeri ışık alma konusunda başarısız, küçücük bir pencere, deyimlerin aksine yalnızca kendi dibine ışık veren bir gaz lambası ve 3 domuzcuk hikayesinde kapıları üfleyerek yıkan kurdun yıkmaya tenezzül dahi etmeyeceği ahşap kapı… İntihar edecek bir ip ya da bir kutu dolusu ilacı bile yoktu. Gri ötesi, insan pisliği desenli nevresimini gaz lambasının gazına bulayıp boynuna geçirdikten sonra yakıp komodinin üstünden atlamayı düşündü. Hem yanıp hem boğulacaktı. Ölümü bile diğer ölümlülerden farklı, gösterişli olacaktı. Bu fikrini çok beğenip kendiyle bir kez daha gurur duydu. Harekete geçmek için yelendiğinde “amaann kim uğraşacak şimdi o kadar şeyle, yarın dinç kafayla intihar ederim” diyip hazır ayağa kalkmış güçsüz bedenini merdivenlere doğru yönlendirdi. Niyeti, neredeyse akşam saatine kadar hiçbir yiyecekle buluşmamış midesine, hala hayatta olduğunu anımsatacak birkaç parça ekmek almaktı.

Kapının önündeydi. Düğün başlamıştı bile. Renk renk asma ışıklar geceyi aydınlatırken, meyve kasalarınını bu geceki görevi; bulunduğu mevkiye göre tabure yahut masa olmaktı. Tam bir sokak düğünüydü. Kalabalığı gözleriyle tepeden bir süzdü. Dans ismi altında birbirine kur yapan hayvanlar gibi anlamsız figürler sergileyen insanlar, etrafta bağırarak koşuşturan çocuklar, oynayan kişileri dünyanın yedi harikasını izlermişcesine izleyen ağzı çerez kokulu yaşlılar… “Avamsınız” dedi Irvid sessizce kalabalığa bakarak. Tam bakkala doğru yönelecekken yanına, kemikleri abaküs yerine rahatlıkla kullanılabilecek, zayıflıkla hiçlik arasında gidip gelen, gözünün feri akmış, kirli, siyah, ürkek bir köpek ilişti. Irvid dizlerinin üzerine eğilip köpeği kucağına alıp “sen ne güzel bir köpeksin böyle, gel beraber yiyecek bir şeyler alalım” diyip kalabalığa karıştı.

O basit canlıların bir tanesine dahi temas etmemek için kıyıdan köşeden gitmeye çalışıyordu Irvid. Birden durdu. Kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Gözleri tek bir noktaya takılıp kalmıştı. Gördüğü, mahallenin en güzel kızı Larislana’dan başkası değildi. Ah Larislana, okyanus yeşili gözlü, kendinden rujlu dudaklı, selvi boylu, upuzun altın sarısı saçlı, buğday tenli Larislana… Mahallenin tüm erkeklerinin hasta olduğu, uğruna minimal savaşlar çıkarılan, güzelliği dillere Odissea…

“Nerdesin lan yine kaç gündür topaç” lafıyla ve ensesine yediği tokatla kendine geldi Irvid. Bu yılışık hareketi yapan kişi kendini Irvid’in arkadaşı sanan Miryalov’du. Cevap verme zahmetine girmeden yoluna koyulmaya çalışan Irvid’in önünü kesti Miryalov. “Yav tamam hemen bozulma hassas terazim benim. Bak ne güzel düğün var, eğlenmemize bakalım. Al şu bi bardak votkayı da kendine gelesin” dedi Miryalov. Irvid’in kesin bir dille “İçmiyorum” cevabı öyle havada kalmıştı ki o arada iki su bardağı votkayı tek seferde içivermişti.

Daha iki bardak votkayı hangi ara içtiğini anlayamayan Irvid, kendini birden halayın içinde bulmuştu. Deli gibi halay çekiyordu. Çıldırmıştı. Larislana’nın da halayda olduğunu gören Irvid, bulunduğu yerden kopup ansızın Larislana’nın eline girdi. Omzunu Larislana’nın omzuna var gücüyle yaslayıp “haa kirveme haaa” diye bağırıyordu. Larislana’nın gözüne girebilmek için halay başının mendilini kapıp, önünde mendilini iki eliyle tutup fırfır şeklinde sallayarak yere çömelip kalkıyordu. Irvid, çığırdan öyle bir çıkmıştı ki aradaki mesafeyi kapamak imkansız hale gelmişti.

Tek dizini yere koyup, elindeki mendille yerleri süpürme hareketi yaparken “zalımın kızı Lariilililili” zılgıtının desibeli en yüksek noktasında omzunda bir el hissetti. Müzik kesildi. Elin sahibini görmek için yavaş yavaş arkasına döndü. Takım elbiseli, iri yarı 5 adam, Irvid’e doğru bakıyordu. Eli Irvid’in omzunda olan adam:

-Kardeş sen gelsene biraz, senle bir şey konuşalım.
-…

10 yorum:

  1. dostoyevskiyi hatırlatan isimlerle devam eden yazıda halayı görmem şaşırttı..

    öncesi ve sonrası olan bir yazı sanırım.. romanın ortasından başlamak gibi bir şey oldu benim için..

    YanıtlayınSil
  2. başkan son yazın biraz edebi olmuş... bekkk kafam basmadı...

    YanıtlayınSil
  3. hiç macerasız filan değil bence. özellikle halaya katılacağı bölümleri adeta nefesimi tutarak okudum. İrvid'in maceralarının devamını merak ediyorum ben şahsen.

    YanıtlayınSil
  4. güneydoğu rusya mı lan orası yoksa???

    YanıtlayınSil
  5. Irvid'in kalbimdeki yeri ayrı. cokta güzel olmuş cokta eğlenceli olmuş. ellerine sağlık.

    YanıtlayınSil
  6. Email adresini bulamıyorum.

    YanıtlayınSil
  7. tam göz yaşlarına boğulacakken Irvid'in sen olduğunu anladığımı sandığımda göz yaşlarım gülümsemeye dönüşürken yanıldığımın farkına varıp şapşalımsı bi şaşkınlığa boğularak yazının bitmesiyle armut gibi kalmamla beraber... diye gider bu böle

    YanıtlayınSil
  8. bir jack london esintisi mi desem knut hamsun mu desem,oblomovu biliruuz zaten. devamı gelsin mutlaka. çok merak ediyorum.

    YanıtlayınSil
  9. abi o değil de ben şu iletişim adresine takıldım hoanes7@hotmail.com neden 7 ?

    YanıtlayınSil