kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hırsızla Burun Buruna Geldim (Deli Kürek)

Tam olarak 14 yaşındaydım. Kesin sayı verebiliyorum çünkü doğum günümün ertesi günüydü. Aylardan kasım ve kasım ayına yakışır şekilde soğuk bir hava vardı. Evde yalnızdım. Annem komşuya gittiğinden fırsat bu fırsat diyip okul döneminde kanepenin altına konulan atarimi çıkartıp Snowbros oynayamaya koyuldum. Topaçtan bozma, hacıyatmaz kılıklı, maraş dondurmacısı kıyafetli karakterle kar atıp düşmanları kar topuna dönüştürüyordum. “Ciyuv ciyuv” diye rutin atari seslerinin arasından “gırç” diye bir ses duydum. Snowbros böyle şeyler yapmazdı, hiç adeti değildi. Onun olayı ciyuv üzerineydi. Biraz duraksadım. Oyunuma devam ettim. “Tıkırıç” diye bir ses duydum. Ses kapıdan geliyordu…

Kapının önüne gittim. Delikten baktım. Aranın ışığı yanmadığından hiçbir şey göremedim. Geri çekildim. Ne yapacağımı düşünürken kapı birden tüm şiddetiyle sallanmaya başladı. Lan lan lan hırsız! Kapının kilidiyle uğraşıp açamayınca zor kullanmaya başlamıştı. Daha geçen gün üst katımız kapısı komple yamultularak soyulmuştu ve zannedersem bu şiddete geçtiğine göre evde kimse yok sanıyordu. Televizyona son ses verip evdeyim lan ben imajı mı vermeliydim yoksa bir yere mi saklanmalıydım. Polisi arasam acaba sesimi duyup “polisi bu işe katmaycaktın” diyip götümü keser miydi? O an orada düşünme bulutunun içinde master yoda belirip; “Polonya milli marşı oku evlat” dese hiç düşünmeden elimi kalbimi üstüne koyup, uzaklara bakarak “mazurek dabrowskiegoa” diye yüksek sesle marş okumaya başlayabilirdim. Aklıma dedem geldi. Alt katta oturuyordu. Dedemi aradım. En kısık sesimle:

-Dede!
-He torunum, aslan torunum...
-Dede, kapının önünde galiba biri var.
-He torunum, aslan torunum, yiğit torunum...
-Dede, yukarı gelebilir misin?
-Dedesi kurban olsun aslan torununa.
-Dede, bari aranın ışığına yak adam kaçsın ya da göreyim delikten dededeeeeğ…
-Koç torunum benim…

Dedem mantar olmuştu. Dedemi es geçip harekete geçmeliydim. Planım hazırdı. Aniden kapıyı açıp elimdeki sert nesneyle adamın kafasına vurup bayıltacaktım. Öncelikle sert bir cisim bulmalıydım. Mutfağa gittim. Çekmeceleri tek tek açtım. Bıçak olmaz. Genç yaşımda katil olmak istemiyordum. Böyle vurmalık bir şey olmalıydı. Oklavayla vursam? Ya adam çok iriyse belinde kürdan kırmış gibi olursam. Oklava da kötü fikir. Tava? tava da çok komedi filmi tadında. O da olmaz. Mutfakta aradığım silahı bulamamıştım. Kardeşimin oyuncakları arasına daldım ve aradığım silahı bulmuştum: Ebatı tam bir beyzbol sopası büyüklüğünde, ucu hafif yamulmuş olsa da sertliğini halen muhafaza etmekte olan plastik, yeşil kürek.

Kendime gaz verme maksatlı, içimden “hayda rinna rinna rinna rinanay” diyerek Deliyürek şarkısını söylemeye başladım. Düşmana korku, dosta güven salıyor muyum diye son bir kez aynaya baktım. Şeker Kız Candy tadındaydım. Son kontrollerimi yaptım:

Özgüven: Maksimum.
Attack: 98
Korku: Hı hı.
Kapıyı açarken bağırılacak cümle: Noluyo lan burda!

Hazırdım. Derin nefes aldım. Kapıyı açtım. Fırladım ve bağırdım: La Noliyyy!

Karanlığa doğru bir kere bile küreğimi sallayamadan ayağımın altında bir sıcaklık hissettim ve kayıp göt üstü düştüm. Bir koku geliyordu. Ayağa kalktım. Işığı yaktım. Boka basmıştım. Düşmemle birlikte iyice boka bulanmıştım. Karşımda kapının eşiğine sıçmış ve sıçtığı boku kapıyı, eşiği tırmıklayarak kapamaya çalışan bir kedi duruyordu. Bi süre birbirimize baktık. Şiddetli bir rüzgar esti. Kapı ardıma kapandı. Elimdeki boklu küreği sinirimden kediye fırlattım. Kedi pırrr uçuverdi. Sesi duyan dedem kapıya çıktı.

-Aslan torunum?
-Miyav.

Anne Ben Köşe Yazarı Oldum - Dünya Sikime Minare Götüme Tipi

Bu aylar Paris bir harika. Adeta Rembrandt Harmenszoon van Rijn'in elinden çıkmış bir tablo gibi. Şimdi Champ Elysses caddesini boydan aşşağı yürümek vardı.

Ama maalesef kedimin(boncuk) sol ayak serçe parmağından çıkan mantar nedeniyle köşemi Londra'da bir cafede yazmaktayım sevgili okurlarım. Keşke hastalıklar hiç olmasa ama hayat her şeye rağmen devam ediyor.

Rainforest Cafe diye bir mekandayım. Apple pie'ları gerçekten lezzetli. Şarapları ise damakta bir şölen yaratıyor. 1 kadeh şaraba biçtikleri 170$ fiyat ise gayet cüzi. Hafta sonu ufak bir kaçamak için harika bir yer, tavsiye ederim.

Yarattıkları environment ile kedim(boncuk) için de gayet ideal, hemcinsleriyle vakit geçirebileceği bir yer.

Hayranlarım ne denli alışveriş tutkunu olduğumu biliyordur. Onları biraz daha meraklandırmak adına neler aldığımı yarınki yazıma saklıyorum. Akşama club'a davetli olduğumu da belirteyim. Kıskananlar çatlasın.

Bi saniye kedim ciyaklıyo. Kedimi sikiyolar galiba.

Boncuk, boncukkk, kızımmmm. Kim sikti seni?