teorem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teorem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs Dünya Sevişki Günü'nüz Kutlu Olsun

Şimdi bakıyorum bi dünya gün var. Sevgililer günü, anneler günü, ıdı günü, bıdı günü, bayramlar, resmi günler... Hangisini böyle canı gönülden, coşkuyla kutluyoruz. Ya gelenektir, ya ayıp olmasındır, aman hediye de alalım, büyüklerimize saygıdır. Bir tane bile yok lan böyle delicesine beklediğim, kutladığım bir gün.

Bu özel günler nasıl ortaya çıkar, kim uydurur, nedir diye hiç araştırmadım. Araştırmak gibi de bir niyetim yok. Zaten çoğunun bir olay benzeri bir şey sonrasında çıktığını, falanını filanını kulak dolgunluğumuzla biliyoruz. Peki bu yüzyılda ortaya çıkan, ilerde kutlanacak özel bir gün var mı? Bence yok. En azından başta bashettiğim gibi coşkuyla kutlayacağımz bir gün yok. Ama artık var: Dünya Sevişki Günü.

Taksim'de arkadaşlarımla oturuyordum. Bu özel gün fikrimi coşkuyla anlattım. Dedim ki: Şimdi çeşit çeşit tabularımız var. Çekincelerimiz, utangaçlıklarımız, reddedilme korkularımız... Bir dünya insani duygu. Bunların ortadan kalktığı bir günü hayal edin. Birini görüyoruz misal -kadın ya da erkek olmamız farketmez, cinsiyetçi bakmıyorum olaya- hoşlanıyoruz ve kendisi de isterse sevişebileceğimizi, yahut bu geceyi daha naif bir şekilde geçirebileceğimizi söylüyoruz. Karşımıdaki kişi de bu günün anlam ve öneminin farkında olduğundan ya kabul ediyor, ya da nazikçe başkasıyla sevişmeyi düşündüğünü söyleyip bizi reddediyor. Farkettiysen yine reddedilme var ama umrumuzda değil, çünkü bugün bunların olması normal. Hem bu özel gün sayesinde açılamadığımız kişlere de duygularımızı direkt olarak söyleme şansımız olacak, hem muasır medeniyet seviyesini sikip atacağımızı, hem de dünyacak ferahlayacağımızı belirttim. Zira insan denen canlının tüm düşüncelerinin temelinde seks yok mudur?

-Peki sevişki ne demek?
-Sevişki de, sevişmeye dayalı ilişki anlamına geliyor. Hani böyle sempatik bi isim. Tıpkı kurban bayramı'nın isminin "beyler bugün delirmişcesine hayvan kesiyoruz günü" olmaması gibi.

Arkadaşlarım bunun çok şahaneli bir fikir olduğunu, yalnız bu uğurda bir şeyler feda edilmesi gerektiğini, en azından "bakın gençler, şimdi misler gibi seksimizi yapıyoruz, yeri geliyor orgymizi çeviriyoruz ama bize bu günleri nice zorluklar çekerek bahşeden Hoanes'i ihtirasla analım" demeleri için açılışı yapmam, bu uğurda savaşmam gerektiğini söylediler.

-Bu yüzden gidip şu masada oturan aftetin dünya sevişki gününü kutlamalısı.
-Kutlarım lan n'olcak, medeni cesaret diye çok da güzel bi kılıfı var hem bu olayın. Ama yanındaki abiler sorun çıkarmasın?
-E madem bu bilincin yayılmasını istiyosun, onlar da bilmeli öğrenmeli bu günü. Ama sen yapamazsın ya, anca teori uydurursun.

"Ama sen yapamazsın, ama sen yapamazsın, ama sen yapamazsın, ama sen yapamazsın, ama sen yapamazsın..."

İnsan vücudunun 4'de 3'ü suysa, zannedersem benimkinin 4'de 3'ü gaz. Oradan atlayamazsın deseler; Hop atladım amınakoyim. Eline çivi çakamazsın deseler; Al çakıyorum hamınkıyım. Sülfürik asit içemezsin deseler; Al içiyorum amulogolulo... Böyle bir yapıdayım. Gaza geliyorum. Açıkcası gaza gelmeyi seviyorum. Ve bana sen yapamazsın dememeliydi, en azından denmemesi gerek.

Yerimden fırladım. Tuvalete gittim. Aynaya bakıp kendimi yokladım. Özgüven: maksimum. İnanç: yerinde. Hazır cevaplılık: kapak seviyesinde. Dudağın kenarındaki alaycı, muzip gülüş: ehehe. Tuvaletten çıktım. Masalarına doğru yürüdüm. Masalarının önündeydim. Diyaloğu etkileyici bir şekilde başlattım:

-Meleba.
-Ney?
-Meleba diyorum güzel bağyan.
-Sana da meleba güzelim. (yanındaki iki iri herife dönüp: biçare, deli galiba)
-Sizden çok hoşlandım ve bu geceyi sizle geçirmek istiyorum.
-Ahahayayy malsın?
-Çok ciddiyim güzel bağyan. Sizi bu gece zevk okyanuslarında kayıksız bırakmak istiyorum.
-Arkadaşlarımın seni dövmesini istemiyorsan bence hemen git.
-Beyefendiler, sizin ebelerinizi sikerim. Siz kim oluyorsunuz da beni dövüyorsunuz. Lütfen, istirham ederim.
-Dövün.
-Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol.
-Ne diyosun sen be.
-Ya bence beni dövmeyin.
-Ağzına vurun.
-Dünya Sevişki Günü'nüz kötlö olsön.

Hoanes'in Yayınlanmayan Seks Kitabı

Hatırlayan kaldı mı bilmiyorum ama ben şahane bir insandan gelen bir teklif üzerine bi ara kitap yazıyordum. Ve beni tanıyanların beklediği gibi de yazmadım, yazamadım. Aslında denedim yazmayı. Ama benim için kitap hiçbir zaman "iyi la kitap yazam o zaman" gibi bir şey olmadığından, hep yazdığım şeyin "çok basit" olduğunu düşündüm. Beğenmedim. Sildim. Attım.

Kitap yazmak benim istememle ya da başkasının benden istemesiyle olacak şey değildi bence. Birden olmalıydı. Sonra olur mu bilmem ama bu sefer olmadı. Bu mantığımı da değiştirmeye çok çalıştım. Hatta hani kendilerini dağ evine kapatıp yazan yazarlar olur ya filmlerde; o kafayı deneyeyim dedim. Gittim kendimi allahın kulunun olmadığı yazlığa kapadım 2 ay. Kağıtlara yazdım. Bilgisayara yazdım. Daktiloyla bile yazdım (çok eğlenceli lan bu arada daktilo, çat çut kafa sikiyo ama eğlenceli) Yazlık denememim sonlarına doğru baktım ya ayyaş olacaktım, ya da top yapıp oynadığım kağıtlar sonucunda sol ayağımı geliştirip bi kulübe transfer olacaktım. Yazlıktan da vazgeçtim.

Velhasılı kelam; yazamadım. Dostoyevski gibi yazarsam "gösterişsiz, içi hınçla dolu, hasta adamın biriyim ben" (yeraltından notlar syf 1) Ama zamanında söz verdiklerim vardı, yazdığımda kitabı yollayacaklarım. Haber edeceğim. Hiç olmazsa teselli ödülü tadında, silmeyi unuttuğum ilk iki paragrafı burada yayınlayayım dedim. Buyrunuz yayınlanmayan seks kitabımın çok ama çok kısa ilk iki paragrafı:

"Yaklaşık 12 saatimi geçireceğim otobüsün içindeydim. Sağ tarafımda hayattan emekli olmuş bir amcayla, dünya mutfağına hakim bir teyze. Önümde 2-3 yaşlarında çocuk sahibi, yeni evli, isimleri zannedersem panik ve panike olan bir çift. Arkamda kırklı yaşlarda olaylara meraklı bir abi ve isminin Rahime olduğundan yüzde yüz emin olduğum, her şeyi bilen bir abla.
Şans eseri yanım boş. Ama bu, kulağımda en sevdiğim parçalar çalarken, keyif aldığım yazıları okuyup huzur dolu bir yolculuk yapacağım manasına gelmiyor. Daha çocuk yaşlarda sayılabilecek muavin, tirbülansa girmiş uçakta ilerlemeye çalışan hostes gibi koltuklara çarpa çarpa önden arkaya doğru ilerlemeye çalışıyordu..."

V For Vendetta Tipi Devrim Yapmak

insana anarşi duygusunu aşırı düzeyde zerk eden film, `v for vendetta` dan sonra kendi devrimimi başlatma kararı almıştım.

kimliğimi gizlemek için bir maske lazımdı. soluğu kırtasiyede aldım. siyah `elişi kağıdı` kalmadığından sarı renkte şık ve etkileyici bir maske yaptım. tam olarak neyin devrimini yapacağıma karar vermemiştim ama imajım hazırdı, sonuçta imaj önemli bir unsurdu.

sıra ben öldükten sonra devrimimi tamamlayacak tanıdık ve güzel bir kız bulmaya gelmişti. günlerden salıydı ve salı pazarı kuruluyordu. pazar, devrimimin zeminini oluşturuyordu. her şey planlıma uygun gidiyordu.

pazara çıktım. yardımcımı bulabilmem içn en iyi ortam pazar ortamıydı. komşunun kızını gördüm. göz göze geldik, bakıştık. gülümsedi, gülümsedim. hedefe kilitlendim, aradığımı bulmuştum.

yanına yanaştım, "ver istersen taşiyim poşetleri eve kadar" dedim. "he ya, iyi olur valla belim koptuydu" dedi. eve doğru yürümeye başladık, nereden baksan 5 dakikalık yol vardı. derin sessizliği bozmak için muhabbet açmak zorundaydım. aklıma gelen ilk cümleyi söyledim: "valla senin göt de `düğün kazanı` gibi mübarek, maşallahı var" dedim. ben o ara ehe mehe diye gülerken yüzünün düştüğünü farkettim ve "şaka yapıyom kız, sende mal gibisin, espiriden de anlamıyon" dedim. gülümsemesiyle birlikte sıcaklık tekrardan yükselmişti.

eve doğru yaklaşıyorduk. polisler tarafından bayıltılıp sorguya alınmış imajı yaratmam lazımdı. "la la eğil polis seni vuracak" diyip elimi tokat pozisyonuna getirdikten sonra diklemesine ensesine vurdum. "oy boynum" diyip sendeledi. bayılmamıştı. sendelemenin etkisiyle düşüp alnını yere vurup bayıldı. plan kusursuzca ilerliyordu.

eve götürdüm. bodruma kapattım. kendimi hep başkası gibi, karanlıklar içinde, gölgeli gösterdim. vurdum kızın kafayı sıfıra. verdim tazyikli suyu. bastım sopayı. aç bıraktım. it yerine koydum. sonuçta devrimci yaratıyoruz, öyle kolay olmuyo bu işler. sorular sordum. hakkımda ne sorsam hemen ispiyonluyordu, adımı soruyorum, pat söylüyor. evimin adresini soruyorum "talatpaşa mah. çukurcuma sok. bayrampaşa no:43 duhul marketin yanı" diyordu. iyicene gevşek olmuştu, detay vermeye, zırlayıp kendini acındırmaya başlamıştı.
"de get evine" diyip kapıyı açtım ve sokağa saldım. güçlenmiş ve dimdik bir şekilde karşımda durup gitmeyeceğini sanarken, arkasına bile bakmadan "`ehorey`" diyip attı kendini sokağa.

devrimci yaratayım derken divane yaratmıştım. zayi etmiştim gül gibi kızı. zor arkadaş 21. yüzyılda devrim yapmak.

not: bilmem kaç yıl önce yazdığım, şimdi okurken daraltılar basan bi şeyim(tür bulamadım amk) sevgili günlük. sana sevdanın yolları, bana nostalji olsun.

Neden Olmasın Teoremi ve Pierre Woodman

"Everything has a price" diyip oh nasıl olsa ingilizce bi giriş yaptım, bundan sonra hiç bi sik anlatmasam da gerekli miktarda havam var diyerekten köşeye çekilmeyeceğim. Zaten anlatmaya, gevelemeye çalışacağım şey de her şeyin bir fiyatı var konusuyla yakın ilintisiz. Parayla bir şeyler değil de iknayla bir şeyler elde etme üzerine ufak bir teoremim var: "Neden Olmasın"

Pierre Woodman'ı bilenler bilir, bilmeyenler içinse ufak çaplı bir özet geçeyim. Google hazretleri zaten konu hakkında her türlü yardımı yapmakta. Woodman, porno sektöründe fotoğrafçı, kameraman, yönetmen, senarist, casting sahibi yani bi nevi her şey. Ama filmlerine kesinlikle porno demeye dilim varmıyor. Hani sanat filmi izleyen entelleri getirsek, film boyu kemik çerçeveli gözlükleriyle oynayıp hımm, çok özgün, dışavurumcu gibi seslerle filmi soluksuz izlerler. Çünkü Woodman'ın filmlerinin en önemli özelliği; kadın kişilerin tamamiyle sokaktan bulup getirilmesi ve ilk kez bu iş için kamera önüne geçiyor olması. Yani olay tamamiyle doğal. Ve asıl izlenesi bölüm bundan sonra başlıyor. Çünkü izlenecek olan şey bir porno değil, insan psikolojisi ve saniyeler içindeki değişimi. Hiç porno film çevirmek gibi bir niyeti olmayan, hatta kalkıp gitmek üzere olan hanım kızlarımıza tatlı diller dökerek, ufak iltifatlarla ve arka planda dönen paralarla ikna ediyor. İkna ettiği kişiler de öyle sıradan tipler değil işin ilginci, aralarında 2006 Rusya güzeliyle bile filmi bulunmakta.

Vay arkadaş ne methettin adamı gören de hiç yapılmamış bir şey sanacak, x vay y var diyorsan, Woodman'ı hiç görmemişsin demektir. Woodman, bildiğin halı mobilya dükkanı sahibi tipli, göbekli, kısa boylu, döşü götü kıllı, küçük pipili yani bi nevi Şahin K. Ama Şahin K'dan farkı; performansı. Bildiğin darbeli matkap gibi çalışmakta ve sevişmek gibi bir niyeti olmayan hanım kızımız da olay sonunda gayet memnun kalmakta. Ayrıca en önemli özelliklerinden birine gelirsem; avına yaklaşırken gözün çok güzel, saçın şahane gibi iltifatların yanında direkt ama göte de methiyeler de sunmakta. Yani niyeti gevelememekte. Sevişmek istiyorsa, senle sevişmek istiyorum demekte. Hay ben kafama sokim, deminden beri girizgah yapcam, teoremimin tabanını sağlamlaştırcam diye elin pornocusunu pohpohluyorum, methediyorum. Asıl konuyu tamamiyle unuttum. Olay Woodman siker'e döndü, dönecek.

Woodman'ı yeterince methettiysem asıl konuya geçiyorum: "Neden Olmasın" Hani bazen arkadaş meclisinde "o kız sana bakmaz" varyasyonunda cümleler geçmekte ya. İşte bu teorem bu yargıları ortadan kaldırmakta. Deyim, ikametgah değiştirmediyse ve tabir de caizse; amına koymakta. Nasıl mı? Hepsi ama hepsi Zabah gazetesiyle 24 kupona. Öhm! Herkes herkese bakar güzel kardeşim, canım, bebeğim, tontişim, porsuğum... Lan Woodman koca bi kainatı sikti geçirdi, neyin eksik Woodman'dan, fazlan var. Koçsun koç. Öncelikle hedefini belirleyip, hedeften milim sapmadan, kollektif futbolu benimsemeden, tam saha pres yapacaksın ve kafanda tek bir motto: "Neden Olmasın"

Lan mal böyle anlatıyosun ama daha elle tutulur hiçbir şey yok ortada diyorsan, bekle canım, bekle güzel kardeşim. Kendimden örnekle konuyu pekiştiricem. Kendim denemediğim teoremi sana kullandırırmıyım hiç. Yaslan arkana anlatıyorum. Olay lisede geçmekte ve ben bu teoremimi hayata geçirmek için bahane aramaktayım. Arkadaşlarımın önüne atlayıp, uzaklara baktıktan sonra "Bana bir isim söyleyin, onu 3 gün içinde tavlayayıp hepinizi göt edeyim ve eğer başaramazsam takımınızın orijinal formasını alıcam" "Yine durduk yere gaza geldi mal" diyip güldüler ama teklifim onları cezbetti. Zira ne göt olma, olmama gibi bir olayları ne de kaybedecek bir şeyleri vardı. Tamamiyle heyecan peşinde ve bir bilim adamı gibi risk alarak teoremimin ispatı peşindeydim. "Pınar" dediler hep bir ağızdan. Pınar olmaz lan ehe başka birini söyleyin, Pınar sayılmaz dedim. Yalvardım uçan balon aldırmaya çalışan sabi gibi. Pınar ki; okulun tartışmasız en güzeli, en götü havalısı, en ulaşılmazı. Her okulda bir Pınar vardır zaten, fazla tasvire gerek yok. Ama bu Pınar, "Milli Eğitim Bakanlığı Pınar Atama Sistemi"nden çıkmış en güzel Pınar'dı. Ama madem bir teorem attım ortaya, bunu kanıtlamam lazım diyip, Pınar hakkındaki tüm bilgileri topladım ve olanca özgüvenimi de yanıma aldıktan sonra yanına gittim.

-Pınar naber? (Çok kendinden emin ve netim. Doğru yoldayım. "Neden Olmasın")
-Sen de kimsin be (Bu tür çıkışlara hazırlıklıydım allahtan, hemen cevabı yabıştırcam bak)
-Ben seni zevk okyanularında kayıksız bırakacak ilahım (Uuu beybi)
-Senin ağzını burnunu kırdırtırım göt. Emrahhh, Emrahhhhh (Beklenmeyen tepki, beklenmeyen tepki)
- Ya Pınar tamam Emrah'ı niye çağırıyosun. Çağırma Emrah'ı, ne gerek var Emrah'a. Ya aynı sınıftayız hatırlamadın mı. Ben ya Hoanes. Arka sırada oturuyorum hani. Bi kere hani "sakızı olan var maaı" demiştin de sakız vermiştim sana. "Çok tişkür canişkom" demiştin?
-Heaa hatırladım. Niye piç gibi konuşuyon o zaman. Az kalsın Erhan'a dövdürcektim seni.
-Şaka Pınarcım, şaka. Maksat eğlenelim, güzel bi anı olsun, hayatın monotonluklarından kaçalım. Hadi ben gittim, sonra şeaparız...

Giriş Olayını Oldum Olası Beceremem

Vakti zamanında blog diye bir şey açmıştım, niye açmıştım diyip aylar sonra buraya bir şeyler yazmaya karar verdim. Cidden niye açtım lan. İddialı bir şeyler mi yapmak istiyorum, yoo. Böyle süper alengirli tartışmalara girip, beyin fırtınaları içinde sinerjiler mi yaratmak istiyorum, yoo. Bi dünya konuda kusursuz bilgi sahibiyim ve bu fikirlerimi anlatarak başkalarının kafasını mı şişirmek istiyorum, yoo. Lan o zaman ne sikime açtım burayı.

Zannedersem temel neden şu; birkaç gün önce eski yazdığım yazıları gördüm not defterinde, böyle salak sapık, klasik ergen kafası şeyler. Hani eski fotoğraflarınızı görüp "ben bu saçma şeyleri mi giyiyomuşum" diyoruz ya, o oldu bi an. Gayet normal şeyler özünde. Peki ya şimdi hiç düşünmeksizin bir kelime dahi söylüyor muyum? Yahut bi kağıt parçasına bir şeyler karalıyıp onları saklıyor muyum? Hayır. Şimdi karaladığım, yazdığım her şey bi dünya elekten geçiyor kafamda, kenarı köşesi kırpılıyor ve özenle bir yerin köşesinde 3 gün sonra sıkıldığımda sil tuşuna basmamla kayboluyor. Şu an zannedersem tam olarak bunun için buradayım. İlerde lan ne saçmalamışım demek için. Aklıma gelen herhangi bir şeyi suya yazmamak, bir yazdığımı bir daha okumadan, imlasına bile dokunmadan ortalığa salmak için. Süt için. Işık'ı da çağırın o da içsin. Ha, canım ister ahkam da keserim, laf da atarım, şu film ne boktans da derim, tamamiyle sikimin doğrultusunda gelişecek şeyler. Ayrıca şu an bu yazıyı okuyan biri varsa cidden çok büyük bir yanlışın içinde. Tamamiyle zaman kaybı. Ama çok güzel bi insansın sen, biliyorum ben bunu, tontiş yanakların, sıkılası göğüslerin var. En baştan demiştim; giriş olayını oldum olası beceremem.